Άτάλάντσ
Ara 1st, 2009
Yazar: eyup.

Atlantis hakkında pek çok rivayet vardır. Kimileri onu Ege veya Karadeniz de tufanından önce bulunan medeniyet seviyesi yüksek bir ülke olarak düşünür. Bunu da Kanun Yapıcı Yüce Sodon ve Aristo’nun sözlerine bağlarlar. Kimileri tufandan önce Ege de var olduğunu kabul ettiği bir kıta parçası olarak kabul eder. Bazıları Atlantis’i belli bir mozaik ve labirentlerle etrafı çevrili, görüş mesafesi geniş ve içerisinde zamanına göre değerli taşlar ve mücevherler bulunan bir kale olarak tasvir eder. Benim gibi bazıları ise Atlantis’i insanın iç dünyasında bulunan bir şehirmiş gibi algılar.
Kanun Yapıcı Yüce Sodon Atlantis’i anlatırken;
“Denizin daraldığı yere kadar adalar boyunca ilerle, boş şelalesini geçin ve sonra güney kıyısı boyunca yirmi dromoi ilerle. Boğa işaretinin altında kanatlarını açmış Kartal Tanrı yatar.Kuyruğunda altın duvarlı Atlantis vardır. Kartalın kanat uçları doğan ve batan güneşe dokunur. Güneşin doğuşunda ateş ve metal dağı vardır. Burası yüksek rahiplerin salonudur ve tam üzerinde Atlantis bulunur. Orası kutsal yerdir” tabirlerini kullanması ilk başta ister istemez Atlantis’in efsanevi bir yer olduğu fikrini insanda uyarır. Kanun Yapıcı Yüce Sodon’a tasvirleri için teşekkür ederken ben bu tasvirleri bir kenara bırakarak her insanın sahip olduğu Atlantis’e yönelmek istiyorum.
Her insanın aslında bir Atlantis’i yok mu? Her kesin ulaşılmaz bir isteği yok mu? Elbette vardır. Atlantis bazılarımıza bol para,iyi bir iş, güzel bir gruba dahil olmak,iyi bir kariyer iken bazılarımız için güzel bir eş iken bana göre Atlantis, KALP’tir. Sodon’un tasvirlerine geri dönecek olursak; yukarıdaki tabirleri biyolojik olarak yorumladığımızda bazı tabirleri bir takım organlarımıza benzettirsek Atlantis’in kalbimiz olduğunu fark edeceksinizdir.
Atlantis’in kalbimizden farkı ise bence onun kendine has özel oluşudur.
Her insanın kalbinde bir takım kapılar vardır. Bazen bu kapılardan içeri gümüş olanlarından dostlarımızı, tahtalarından arkadaşlarımızı ve altın kapımızdan da sevdiklerimizi alırız. Atlantis’in altın duvarı sözüyle insanın kalbinin içerisindeki altından olan sevda kapısını tasvirine ulaşmak istenmiştir. Görüldüğü üzere insan oğlunun uzun zamandır deliler gibi aradığı yer aslında kendi iç dünyasıdır. Kendi iç dünyamızda kurmuş olduğumuz sevdiklerimizi buyur ettiğimiz mekandır. İnsanlar kendi iç dünyasında sevdiklerine dostlarına bir takım şeyler ikram ederler. Kimilerine bunları altın tabaklarda,kimilerine gümüş tabaklarda kimilerine ise de toprak çömleklerde ikram ederler.Yakınlık derecesine göre bu muamele değişir. Ancak herkese eşit olan şey ise hepsinin sadece bir kalp içerisinde bulunmasıdır. Kimisinin yeri dünyalara bedel kimisinin ki de bir hardal tanesi kadar olsa da..
Altın duvarlı Atlantis….
Sodon’un bu tabirini kalbimiz kabul edince Atlantis’imizin kapısından buyur ettiğimiz ve o kutsal yerde bir takım duyguları, bilgileri paylaştığımız kişi diyince de aklıma sevdiğimiz tabiri geldi. Nihayetinde insan olduğumuz için hepimizin birer sevdiği insan vardır.(Annemiz babamızdan bahsetmiyorum.Bahsettiğim; adını duyunca kalbimizin sıkışmasına yeten, gördüğümüzde ne yapacağımızı şaşırdığımız sevdiğimiz insandır. Yani sevgilimiz.) Atlantis kelimesi bu yüzden bana burada sevdiğimiz insanı vurgulamak için dizayn edilmiş gibime gelmektedir. Sonuçta hepimiz sevdiğimiz insanı kalbimizin en güzel ve ulaşılmaz yerine koyarız. Ona kimsenin kötü bir şey yapmasını istemeyiz. Bir bakıma o kişinin önüne yıkılmaz bir duvar veya sağlam bir kale oluruz. Aslında sevdiğimiz kişi için neler yapmayız ki. Yeri gelir dağları deleriz,yeri gelir uğruna canımızı veririz, yeri gelir sırf o mutlu olsun diye kendi mutluluğumuzdan vazgeçeriz. “Sevgi emek ister.” Sözünü bu yüzden severim. Sevgi emek ister de, ya Atlantis ne ister?
Atlantis iyi ve kötü günümüzde,hastalıkta ve sağlıkta,acı ve tatlı her olayda sevdiğimizin yanında olmamızı istemez mi? Angut kuşları gibi davranmamızı istemez mi?
Kategori: Genel.
Etiketler: altın · atlantis · duvar · kalp · kanun · rahip · sevda · sodon