Eyüp YAYLACI

Uygarlığın Seyir Defteri

Bilindiği üzere tarih öncesi evrelerin genellikle adları o dönemde aktif olarak kullanılan madde adlarıdır.İnsanların kullanmış oldukları maddeler o döneme adını vermiştir.

İnsanoğlu ilk önceleri doğada bulmuş oldukları maddeleri kullanmayı öğrenmiştir. Daha sonra kullanmış oldukları taş , demir , tunç ile günlük ihtiyaçlarını karşılama yönünde bir takım aletler yapmıştır.Bu yaptıkları aletleri höyük adı verilen yerlerde ve mağaralarda bulmaktayız.

İnsanoğlu ilk önceleri taşı işlemiştir. Taşı kullanma ve işlemede ilerleyen insanoğlu o sırada genellikle avcılık ve besin toplayıcılığı yapmaktaydı.Ancak ilerleyen zaman dilimlerin de insanoğlu tarıma geçiş yaparak nehir kenarlarında evler kurarak tarıma dayalı şehirler, koloniler kurmaya başlamıştır.Şehirleşmeye başlayan insanoğlu hayvanları eğitmeye ve de evcilleştirmeye de başlamıştır. Bu dönem de insanoğlu gökten düşen bakır mineralini günlük hayatında kullanmaya başlamıştır.Bakır ile kalay mineralini birbirine karıştırmak surete ile tuncu bulmuş ve günlük ihtiyaçlarından kullandığı en önemli malzeme olmuştur. İşte bu sebepten bu döneme TUNÇ dönemi denilmektedir.

Bu malzeme ile bir çok malzemenin yapımı tamamlanmıştır.Döküm ,kaynak, döküm hızla gelişmiş ve bugün kullandığın pek çok cisim ilk defa o zamanlarda yapılmıştır. Örneğin günlük hayatta kullandığımız tabak, çatal , masa vb eşyalar aşağı yukarı 4500-5000 yıldır bilinmekte ve birbirine çok benzemektedir.

Her gün yeni şeyler öğrenen insanoğlu bundan 5000 yıl önce de Fırat-Dicle nehirleri arasında yaşayan Sümerler ile yazıyı keşfetmiştir. İlk yazı örnekleri tek tük çizikler olarak belirli eylemleri karşılama üzerine bazı metallerin daha sonra da killerin üzerine çekildi. Birebir sesleri ifade eden harfler direk kullanımı demir çağına kadar uzamıştır.

İnsan oğlu matematik kavramını ise daha önceden bilmekteydi.Matematik kavramını yazıyı bulmadan önce bulmuştu.Tarlada bulunan ürünlerin sayısını hesaplama da belli başlı basit toplama ve çıkartma gibi işlemleri Tunç döneminden beri yapmaktadır.

Tuğlayı kullanmayı öğrenen insanoğlu evlerini yaparken geometri bilgisine de sahip olmaya başladı. Tuğlanın sahip olduğu en ve boy ile yapacağı inşaatın ne kadar alanı kaplayacağını geometri yardımıyla hesaplanmaktaydı. Mısırdaki piramitleri yaparken kullanılan integral de günümüz hesaplamalarının temelini oluşturmaktadır.

Yelken, tekerlek ve demirin günlük yaşama girmesi ile de birçok uygarlık birbiri ile etkileşime girmiştir. Bunların başında da Yunan uygarlığı gelir. Yunan uygarlığı Mısır ve Babil uygarlığından etkilenmiştir ve bu uygarlıkların miraslarına direk konmuştur.

Sanatta ilk kez insanı yücelten topluluk Yunanlılar olmuştur. Mısır ve Mezopotamya uygarlığındaki gibi insanı tanrının oğlu veya tanrının temsilcisi olarak görmemiştir.

Yunanistan da demirin kullanılmaya başlanması ile doğrudan doğruya balta, çekiç  ve tırmık gibi bir çok malzemenin yapımına geçilerek yaygın bir şekilde kullanılmasına sebep olundu. Bu zamanda Mısır matematiği ile Yunan matematiği teknikleri birleştirilerek cendere,su kaldıraçları, tulumbalar gibi bir çok yeniliğe yol açtılar.

Yunan mimarisi de gene aynı şekilde güçlenme göstermiştir. Bu güçlenme ve şekildeki güzellikte gelişmiş örnekler sunulmasına sebep olan şey ise kullanmış oldukları pergeldir. Pergeli aktif olarak kullanmaya başladıklarında silindir, koni ve küre biçiminde şekiller yaparak bunlar üzerinde araştırmalar yapmışlardır.

Yunanlılarla etkileşimde bulunan Anadolu uygarlıkları da bu gelişmelerden etkilenmiştir. Bu etkileşim sırasında Miletli Tales, Efesli Heroklit gibi filozoflar ortaya çıkmıştır. Ancak Büyük İskender’in baskısı altında giren Yunan Uygarlığı bundan sonra iç karışıklıklara girecek ve kendi sonlarını hazırlayacaktır.

Helenistik dönemin başlaması ile de Yunan da ilk kez müze kurularak kamu yararlarından yararlanıldı.Bu sırada Öklid ve Arşimet önderliğinde matematik ve gök bilimi ilerlemekteydi.

Romalıların gelişi ile de bu dönemde bitecek tamamen durma noktasına  gelecektir. Bu duruşta Rönesans’a kadar devam edecek olup Rönesans aydınları Öklid, Arşimet gibi filozofların görüşleri üzerine araştırmalara girerek daha bir çok yeniliğe sebep olacaklardır.

Günümüzden 2500-3000 yıl öncesinde uygarlıklar; dünyanın nasıl olduğu ve dünya üzerindeki düzen hakkındaki bir çok değişik görüşler  benimsemişlerdir.

Çin ve Güneydoğu Asya da Taoculuk, Budizm, Konfüçyonizm , Hindistan da Hinduizm,İran da Zerdüştlük, Kuzey Asya da Şamanizm ve Kök-Ten gricilik, Ortadoğu da çok tanrıcılık ve İbrani kökenli tek tanrıcılık , Ege ve Akdeniz de ise farklı bir yaşam biçimi olan laiklik ve rasyonel irdelemeler mevcuttur.

Yunanlılar  ve İonyalılar bu farklı yaşam biçimleri ile bir çok konu da fikir yürütmeye çalıştılar ve mekanik konular üzerinde çalışmalar yaptılar. Örneğin atılan bir okun nasıl olurda havada süzüldüğü hakkında bir çok görüşler benimsediler. En çokta Aristo’nun bulguları kabul gördü ve bu yanlış kabullenmeler ne Helenizm ne de Orta Çağ Avrupası’nda yıkılmadı.

İşte bu sırada Müslüman filozoflar ve bilim adamları eski Yunan öğretilerini  öğrenmek üzere Aristo’nun kitaplarını Arapça’ya  çevirdiler.elde ettikleri bilgileri tatbik etmek birçok buluşa ve bilimin gelişmesine yardımcı olmuştur.

Müslümanlara göre ilim Allah’ın yarattığı cisimleri ve Allah’ı tanımak için önemli idi. Bu yüzden de Müslümanlar ilim öğrenme üzerine oldukça durdular. Helenistik ve karanlık çağ döneminde kaybolan fizik, kimya, geometri bilimleri tekrardan ortaya çıkartarak geliştirdiler. Cebir bilimini de bularak bilim dünyasına bir çok yararlar sağladılar. Gök bilimi ile uğraşan Müslümanlar pek çok gök cimini de buldular. Gök hakkında ayrıntılı araştırma yapmak için Harran da bir gözlemevi dahi kurdular. Burada elde edilen bilgiler daha sonraları Newton, Kepler gibi bilim adamlarına  veriler oluşturacaktır.

Bu parlayış dönemi de istilacı Moğol saldırıları sonucu son bulmuştur. Moğollardan kaçan Ahi Evren, Mevlana gibi pek çok aydını başta Selçuklu olmak üzere Osmanlının toplumsal düşünce ve kültürel yapısında pek çok değişikliğe sebep olacaklardır.

Uygarlıklar bilindiği gibi çok kolay kurulmamaktadır. Bir çok uygarlığın kurulması için belli başlı bir takım kültürel etkileşimlerin yanı sıra belli başlı bilim –sanat alanında da gelişmeleri ile gerçekleşmiştir.

Öğrenilen her bilginin korunması gerekmektedir. Bu yüzden de insanoğlu öğrendiği her bilgiyi not ederek kitaplar yazmıştır. Daha sonra bu bilgilerin aktarılması için mektepler açmıştır. İlk mekteplere milattan önce Yunanda Atina Okullarında rastlıyoruz. Daha sonra Müslüman ülkelerde cami ve medreselerde eğitim verilmiştir. Avrupa da ise ilk olarak 11. yy da İtalya da Yüksek Eğitim Okulu kurulmuştur.

13. yy da baskın kilise eğitimi ve kilise otoritesi sebebiyle Avrupa karanlık bir çağa girecektir.  Bu çağda kilise öğretilerinin dışındaki bilgiler kabul edilmemiş bu bilgileri kabul edenler veya yayınlayanlar aforoz edilmiş veya engizisyon mahkemelerince cezalara çarptırılmıştır.  Kilise Avrupa’da ki pek çok Antik Yunan kökenli bilgileri tarihe gömerek papaz ve piskoposların öğretilerini İncil’le bağdaştırarak soylu kesime öğretmişlerdir. Ancak bu öğretiler Rönesans ve sonrası akımlar ile tarihe karışmıştır. Amerikanın keşfi ve Amerika’dan Avrupa’ya  taşınan malzemeler ile fakir toplumlar zenginleşmeye başlamıştır. Bunun sonucunda da derebeyler arası savaşlar patlak vermiştir. Matbaanın icadı ile İncil her dile çevrilince kilisenin otoritesi yıkılmış ve de reform hareketlerine gidilmiştir. Ayrıca bir çok kitap basılarak daha çok insana ulaşılması sağlanmıştır. Böylece okuma yazma oranı da artmıştır. Kitaplardaki bir çok bilgi de deney ve gözlemle birleşerek  daha bir çok gelişmeyi doğurmuştur.

İşte bu sırada insanoğlu birçok gerçeği öğrenmeye koyuldu ve Kopernik güneşin merkez olduğu gökyüzü sistemini ortaya koymuştur. Ancak bu bilgi o zamanın sağduyu yaklaşımına ters olduğundan kabul edilmemiştir. Ancak daha sonra gelen Kepler ve Galile’nin astronomi üzerine yapmış olduğu araştırmalar sonucunda gerçekler ortaya çıkmıştır. Keplerin üçlü yasası ve Galile’nin yer çekim kuvveti yasaları Kopernik’in açıklayamadığı bir takım sorunların cevabı da oldular. Bu bilgiler salt Aristo doğruları ile çakışmaktaydı. Bu yüzden de engizisyon mahkemeleri Galile’nin bulgularını kabul etmeyip O’nu sürgüne gönderdi. 1685 yılında Newton Çekim Yasaları’nı ile Galile ve Kepler’in yasalarını açıklayınca yeni ufuklara da yelken açmış oldu.Aristocu bir inanış böylece yıkılmıştır.

Bu yıllarda İngiliz Hekim Wiilam Harvey’in kanın kalbin bir ucundan çıkıp diğer ucundan girdiğini ortaya koyması insanın yaşamsal mekanizması üzerine de bir takım araştırmalara girmesine sebep olmuştur. Ayrıca kanın insan vücudunda durmadan dönmesi ve sürekli hareket ederek yer değiştirmemesi,güneş sisteminin de sürekli hareket ederek yer değiştirmemesi arasında bir benzerlik kurularak “korunum yasası”nın doğmasına sebep olacaktır.

Leonardo Da Vinci’nin göz üzerine yaptığı bir çok işlem ile gözün içinden ışığın çıkmadığı inancını yıkmak istemesi Rönesans dönemine damgasını vurmuştur. Çünkü bu davranış genel yargıları yıkmak üzere yapılmış bir şeydir.

Osmanlının hızla genişlemesi sonucu Çin ipeğine ve baharatına ihtiyacı olan Avrupa sürekli batıya gidilirse doğuya ulaşılabileceğini düşünmeye başladı ve rüzgarın gücünün yelkenlerde kullanarak okyanusu geçmeyi hedefledir. Kolomb bunu başarmasına başarmıştı ancak karşısına çıkan adanın yeni bir ada olduğunu anlayamaması üzerine Amerikanın keşfi Vesco De Gama ya kalacaktır. Eğer Kolomb Amerika’dan geri dönmeyip yoluna devam etse idi beklide dünyanın yuvarlak olduğunu Galile’ye ihtiyaç olmadan açıklayacaktı.

Rönesans da fizik, kimya, gök bilimi üzerine ilerlemeler olduğu gibi sanat alanında da ilerlemeler gerçekleşmiştir.

İlk başlarda eski Yunan’da daha çok tanrılarla olan mücadeler tiyatroda anlatılırken daha sonraları Hristiyanlıkla beraber Hz. İsa ve Havarileri canlandırılmıştır. Genelde Dini konular piyaeslerde yer almıştır. Daha sonraları ise Rönesans ile birlikte tiyatroda da gelişmeler olmuş ve insani duygulara da yer verilmiştir.

Resim alanında ilk örnekler tarih öncesi çağlarda duvarlara kazılan mağara resimlerinde görüyoruz. Bu resimlerde genellikle insanlar avladıkları hayvanları ve gördükleri olağanüstü olayları (örn: yangın) resmetmişlerdir. Daha sonraları ise Mısır tapınaklarında tamamen inanca göre ve piramitte yatan firavun hakkında yapılan resimleri görüyoruz.

Mısır Uygarlığı Nil’in yapısına göre gelişmiştir. Kuruyan Nil Nehri  yüzünden Nil vadisine inen insanlar buralara yerleşirken pek çok sanatsal faaliyetlere de buralarda girişmişlerdir. Nil’i dünyanın merkezi kabul etmişlerdir. O kadar ki Nil’in doğusuna yaşam batı kısmına ise ölümü ifade ettiğine inanmışlardır. Bu yüzden de piramitleri Nil’in batısına yapmışlardır.  Mısırlı sanatçılar genellikle ölülere önemi piramitlerde göstermiştir. Piramitlerde kullandıkları canlı ve cansız nesneler belirli katı kurallar eşliğinde yapılmaktaydı. Ayrıca piramitler mezar olarak kullanıldığından piramitlerindeki şekillere de aşırı önem vermişlerdir.

Yunan döneminde Yunanlılar heykel yapımında Mısır Uygarlığından etkilenmiş olmalarının yanı sıra birçok yenilikte getirmişlerdir. Sanatçı heykele belirli bir ruhu da aşılamıştır. Heykele bakan kişi sanki o heykeli canlıymış gibi hissetmektedir. Yunanlı sanatçılar resime Mısırdan farklı bir yaklaşımla yaklaşmışlardır. Yunanlıların bu resim anlayışı daha sonra Roma da devam edecek ancak Hıristiyanlığın yayılması ile resimlerdeki özgür düşünce yerini tamamen İsa ve İncil’de ki bazı önemli olayları anlatan düşünce almıştır. Bu resimlerde papazlar belirli katı kuralları uygulatmıştır. Ressamlar resmettikleri resimlerde olayın dışına çıkmamış ve İncil de anlatıldığı gibi bire bir yansıtmak zorunda kalmışlardır. Bu resimleri kilise yüzeyine yapılmasının sebebi ise okuma yazma bilmeyen insanlara olayı gözlerinde canlandırılması sağlanmak istenmesidir. Bu resimler genellikle 2 boyutlu olmaktadır. Perspektif olmadığından 3. boyuta giriş yapılamamıştır. Ancak Giotto 3. boyuta giriş yapacaktır. Giotto’nun yapmış olduğu “İman” konusunda perspektifi kullanarak yaptığı kadın resminde ki kadına bakanlar  tavanda sanki heykelmiş gibi görmelerine sebep olmuştur.  Daha sonra Giotto bu tekniği daha çok insanın bulunduğu dini resimlerde de uygulamıştır.  Böylece resme bakan kendini sanki oradaymış gibi hissetmesi sağlamıştır. Giotto’dan daha sonra Brunelleschi de bu perspektifi sadece dini resimlerde değil diğer yaptığı resimlerde de kullanmıştır. Ayrıca Leonardo Da Vinci bu perspektif anlayışını heykel sanatına da uygulamış ve heykele bakan insanların heykelin insanlara olan benzerliğini görünce baya şaşırmışlardır.

Rönesans döneminde yaşayan pek çok değerli insanın yolu  Floransa’dan geçmiştir. Bu yüzden Floransa Rönesans’ta bilimin gelişmesi konusunda beşik olmuştur. Edebiyattan resme, heykelden tiyatroya kadar çıkan tüm yeni düşünceler buradan ağrı kuzeye Avrupa’ya  doğru hareket etmiştir. Avrupa ülkeleri tamamen birbirinin aynıydı. Bu yüzden de gelişmeler hızla yayılıyordu. Ancak daha sonra ortaya çıkan derebeylik savaşları ve bu savaşların akabinde ortaya çıkan din savaşları sebebiyle dönemin aydınları savaş olmayan yerlere göç etmek zorunda kalmıştır. Bu savaşlar yüzünden de gelişmelerin yayılması devlet düzenine geçinceye kadar yavaş yavaş ilerlemiştir.

Eyüp YAYLACI

“Uygarlığın Seyir Defteri” adlı kitaptan uyarlanmıştır…